
Bozeman to Dickenson to Fargo, ND
We left Bozeman really late. After having our breakfast at La Quinta Suites we checked out. Our daughter had advised us to stay in La Quinta Suites hotels for cleanliness and better service. They had breakfast but we were not allowed to pick/touch the food so an attendant was taking our orders and “serving” the breakfast. Still, we felt much sefer than other places. The beds were nice and overall the hotel was very clean.

We had reached over 3,700 miles on the van and although I know the oil changes make more sense at around 5,000 miles I did not want to take any chances so we had an oil change. We called a Honda dealer but they were booked until Thursday, so we found an oil changer and changed the oil. The asian women who did most of the stuff told us that the van takes synthetic oil and should be changed around 4,000 miles. They found the oil a quart low and to check it while we got gas.
Since we were late we decided to stay in Dickinson MT for the night. While we were driving to Dickinson, we could see the beautiful landscape and signs for the Roosevelt National Parks signs. But it was late so we made it to Dickinson on the 20th.
Now that we were in North Dakota we wanted to explore the National Park. So, in the morning, we decided to see the Roosevelt National Park. It was the best decision of the day. The park was not as crowded as the previous parks and the combination of the landscape and the fall colors made it spectacular. Especially after hearing what Theodore Roosevelt said about his experience in North Dakota: “I never would have been President if it had not been for my experience in North Dakota.”

The area known as the “Bad Lands” is the background of many historic wars between the first nations and the white settlers and their army.
The area was especially invaded by miners and the gold diggers who trespassed into the Indian territories. When the Indians resisted this wholesale invasion of their area, especially accompanied by the wholesale slaughter of the buffalo and their peoples’ the US sent the army many times to contribute to the genocide of the natives.
Sometimes the US army attacked with even 2,200 soldiers accompanied by wagons carrying logistical equipment and heavy artillery. Hundreds of horses and mules were brought into the war.
In one war, close to where the Theodore Roosevelt Park is situated now, more natives were slaughtered than any other war in North America against the Indians.
The railroads had to be brought in to sustain the white supremacy over the natives. The natives understanding that every attempt of incursion in to their territories, especially after the whites’ completely disregarding all previous treaties, resulted in huge numbers of bison and their peoples’ getting slaughtered.
Today, the weight of all the massacres and the genocide hangs in the air as we visit the park known as the “Bad Lands” where the wars took place.

The Theodore Roosevelt park has two parts, the South and the North. It would have taken more than a day to visit both, os we did what we could.
We ate dinner at the Park’s entry/exit at a restaurant called the Little Missouri. They had elk and buffalo meat in the menu.



Three wild horses were standing together, we are assuming the mom, the dad and this young brat. The young horse wanted to rest, to lay down and close his eyes. The others stood by him and patiently waited. Sometimes the young would straighten up but then would lie to rest while the others simply waited. When we returned about 30 minutes later, they were all gone.



Bozeman'dan Dickinson'a, oradan da Kuzey Dakota eyaletindeki Fargo şehrine
Bozeman’dan gecikmeyle çıkabildiğimiz için çok fazla sürmek yerine Dickinson’a kadar giderek orada gecelemeye karar verdik.
Arabayla 3.700 milden fazla yaptığımız için yağını değiştirmek iyi olacak diye düşündüm. Telefon ettiğimiz Honda bayileri gelecek perşembeye kadar dolu olduklarından başka yağ değiştiren bir yere gittik. Yağ değiştirmede yardımcı olan asyalı kızcağız aracın sentetik yağ kullandığını ve 4.000 milden de fazla kullanılabileceğini söyledi. Biz de madem geldiysek, olsun diyerek değiştirmeye devam edttik. Yağ bir kut azdıü bu yüzden dikkat etmemiz ve benzin alırken ölçmemizi salık verdiler. Acentada az konulmuş da olabilir.
Dün gece kaldığımız La Quinta otellerini kızımız salık vermişti. Daha temiz, ve profesyonellermiş. Bİz de öyle bulduk. Sabah kahvaltısı açık büfe olsa da bizim yiyeceklerin yanına gitmemiz kabul edilmiyor. Bunun yerine bir garsonumsu bayan bizim istediklerimizi bize kendisi hazırlayıp veriyor. Esasen büfe debnecek bir kahvaltıdan da bahsetmiyoruz ama gene de kendimizi öteki otellerdeki kahvaltılardan daha fazla güvende hissettik. En azından temizliğe ve salgın hastalığa karşı daha duyarlılar.
Dickinson’a gelirken etrafın güzelliği, taşların tepelerin yapısı, ve tabii ki sonbahar resimleri bizi büyüledi. Tam şehre girecekken Thedore Roosevelt Milli Parkı üzerine işaretleri de görünce Dickinson’da bir gün geçirmeye karar verdik. Bu parktan haberim yoktu. Ama Roosevelt, ‘Eğer Kuzey Dakota’daki dağlarda, tepelerde zaman geçirmeseydim asla ABD başkanı olamazdım’ demiş. Bu yüzden iyice meraklandık.


Parkın girişinde bir koca bizon otluyordu. Yanına yaklaşmadan fotoğraflarını çekebildim.

Park iki bölümden oluşuyor, Kuzey ve Güney. Bütün parkı gezmek bir günden fazla alacak. Sonbahar kesinlikle başlamış burada ve ağaçlar müthiş bir renk gösterisine başlamışlar bile.

Parkın bulunduğu bölgeye ‘Berbat Topraklar’ (Bad Lands) deniyor. Sadece parkın değil, bu bölgeye bu ad verilmiş 1800’lü yıllarda. Toprak yağmurlarla akıp gittikçe geriye kalanların bıraktığı tepelerce oluşmuş bu bölge. Her yıl 6 -8 cm alçalıyor toprak. Gecenin kararttığı renkler sabahın güneşiyle tekrar geliyor.
Thedore Roosevelt bu bölgeye 24 yaşında New York’tan gelmiş, ama hayatı değişerek geri dönmüş. Avcılığı çok denemiş ama pek başarılı olmamış, ancak sonunda bir bizon öldürebilmiş.
Yerli Soykırımı ve bu bölgedeki savaşlar
Kızılderililere karşı soykırım operasyonlarında 1864 ile 1876 arasında beş askeri operasyon düzenlenmiş. Ama sayılırsa sadece iki muharebe olmuş buradaki topraklarda. Bu bölgenin sakinleri Siyu (Sioux ulusu)lara karşı Amerikalıların en meşhur generali Custer bu saldırıların ikisine başkanlık yapmış. Bu saldırılardan Küçük Büyükboynuz (Litte Bighorn) savaşında da gebermiş.

Bu saldırıların hemen hepsinin temelinde maden ve altın arayıcılarının Kızılderili Yerli Ulusların topraklarına girmesi, anlaşmaları hiçe sayması ve ardından da Amerikan ordusunun bu madenci ve altıncıları korumak için yerlileri yoketme saldırıları var. Amerikan ordusunun saldırıları o döneme göre bile korkunç düzeyde. Bazen 600’den 2.200 kişiye varan piyadeler yanlarında yüzlerce vagon, ağır yükler, yüzlerce at ve katırla yerlilerin topraklarına saldırmış. Hatta yolda bu kadar askeri besleyebilmek için taşıdıkları erzaklarla dar vadilerde kilometrelerce uzanan konvoylar oluşturmuşlar. O zamanlar açılan yollar bu gün bile kullanılıyor ve belirgin.

Yerlilerin de elleri armut toplamıyordu tabii ki. 1862’de Siyu’ların bir saldırısında Minnesota bölgesinde 450 – 800 yerleşimci ve asker gebertilmiş. Buna karşın general Sibley askerlerle gönderilmiş. Santee kabilesi kovalanmış, ama Sibley peşlerini bırakmamış, Minnesota’dan Dakota bölgesine kadar yerlilerin arkasından koşmuş general Sibley. 1863’de Temmuz ve Ağustos aylarındaki savaşlarda bir Siyu kabilesine saldıran Sibley ve Alfred Sully generallerinin orduları Kuzey Amerika’daki kızılderili savaşlarının hiç birinde olmadığı kadar yerliyi öldürmüş.


Siyu adı birkaç kabileye verilse de, ve bunlar Hunkpapa, Yanktonai ve Santee’de Amerikalı beyazlarla savaşsa da, öteki bazı uluslar da Siyular’a katılarak savaşmışlar. Bunların önde gelenleri ise Şayenler (Cheyenne).
Dakota’daki bu bölge, o ‘Berbat Topraklar’ denen ve bugünkü parkın olduğu yerler bu savaşların olduğu yerler. Yani Amerikan beyaz vahşetinin en fazla kendini gösterdiği yerler.
1860’lada Amerika’nın batıya açılımı ancak demiryolunun bölgeye girmesiyle olacaktı. Ama yerliler de heryerde demiryoluyla beraber gelen başta bizonların yok edilmesi ardından yerlilere saldırıları bildiklerinden bunu önlemeye kararlıydılar.

Demiryolunu kurmak için gelen mühendislere yerli saldırıları engel olmaktaydı. Bu yüzden bu mühendislik araştırma gruplarına askerler önderlik yapıyordu.
1868’de gene yerlilerle yapılmış tüm anlaşmaları hiçe sayarak beyazlar Lakota Yerli Ulusu Kara Tepeler’i (Black Hills) vermeye ikna etmeye uğraştı. Buraya altın arayıcıları ‘hücum’ etmiş, devlet korunması istiyorlardı. Bunun üzerine devlet yeni kararı tanımayan tüm kızılderilileri ‘saldırgan’ ilan etti. Bugünkü deyimle ‘terörist’.
1876’nın 27 Mayıs’ında ‘Berbat Topraklar’a giren general Terry batıya dönerek general Custer’a katılmaya yöneldi. Aynı yıl general George Cook da Montana’ya Lakota yerlilerinin üzerine gönderildi. O da birlikleriyle Berbat Topraklar’a girdi ve Siyu yerlileriyle Slim Buttes savaşına katıldı.
Bizim dolaştığımızda her ne kadar artık bunların izleri kalmasa da bölgeye beyaz işgalcilerin hâkimiyeti eskiyi silemeden ağırlığıyla havada asılı duruyor.
Parktaki vahşi atlar
Fargo’da akşam yemeğini bir Akdeniz restoranında falafel, dolma, hummusla yaptık. Uzun tartışma Gyros mu, Shavirme mi esas döner kebaba karşılık geldiğiydi.


Every year 4 - 6 inches of soil disappears from these hills/Her yıl 8 - 10 cm toprak bu tepelerden yok olmakta
Berbat Topraklar denilen bu yerler kızılderililere karşı yapılan soykırımın savaşlarına sahne olmuş yerler.
The Badlands of this region and the park has been the scene of many wars of genocide against the native nations of the land by the whites.