Boise Hotel

Day 6: Sunday technology day at the hotel

We were expecting this for Sunday.  I had a commitment if I could, to continue supporting a political meeting setup and video publication of the session that happens every Sunday from 10:30 to 12:30.  Fortunately the wi-fi at the hotel was strong enough for me to connect and do my video save and editing and even posting it on YouTube.

The support effort takes most of the day, so Sunday was shot at the hotel.  Once everything was done we decided to drive to the city and see what we could see.  Not much.  We stood on the bridge and took photograph of the Morman Temple.  We also drove to the church not knowing what it was and drov around it.  It was spectacular.  They had made sure that the building was visible from a long distance.

If the breakfast we had at Elko hotel doesn’t count we had McDonald’s as or first food we bought from outside.

Craters of the Moon National Park.

Monday Sept 7th.  7th day on the road.

Decided to forego Yellowstone one more day.

We loaded everything to the van and drove to Craters of the Moon National Park and were absolutely floored by the landscape.

We had never seen anything like this.  The entire region had the strangest formation of rocks that had been created by the volcanic activities made the entire region look like another planet.

 

The lava rocks look “young” in some places, seems untouched, jagged and sharp.  In other places, the rocks seem crumbled, as if in a powder.  Mostly black, reminded me of the black sand shores of Hawaii.  In some places the rocks have the shape similar to Hawaiian lava rocks.  You can see how the liquid lava flowed and curled and settled to cool.   

It is scary to think that we are walking on active volcanic sites.  Although this region is not as active as other places of Yellowstone, there has been some activity.  Sometimes the whole mountain blows off or sometimes the lava just flows out without too much drama.  However they leave cones where the lava just oozed out.  

In the scorching heat, we could see snow from yesteryears still inside some of the caves where lave used to flow out.

 

Little plants try to establish roots and try to survive by clustering together.  Various grass types appear on lava rocks and soil by time. 

Millions of years ago lava flowed from this river, or, this was a lava river.
Milyonlarca yıl önce burası bir lav nehriymiş.

Arco, Idaho, the first town ever to be electrified with the nuclear power

Maybe because of its procsimity to the nuclear research center nearby, this town became the first town on earth to be electrified with nuclear power.  They keep saying the research in “peaceful” nuclear power is safe.  But then, all nuclear research laboratories are built as far as possible to any human habitat like the one near Arco.  It is in the middle of the desert.

 

Gün 6: Pazar günü otelde teknoloji desteği vererek “dinlenme”  günü

Neredeyse bütün gün otelde geçti.

Her Pazar teknolojik destek verdiğim bir politik grubun ınternet toplantısı ve tartışması olduğundan bu gün de otelde destek ve sonra videonun yapılmasıyla geçti.  Otel internetinin korktuğum yavaşlaması olmadı ve kayıt ve hatta YouTube’a yükleme sorunsuz geçti.  Bazen mucizeler oluyor!  Akşam ise şehirde ne görebiliriz diyerek gittik, dolaşmaya.  Köprünün üzerinden uzaktaki bir abidenin ışıklandırılmış siluetini çektik ve gidip ne olduğuna baktık.  Mormon dininin tapınağıymış.  Utah eyaletindeki Salt Lake City şehrinde Mormonların çok olduğunu biliyordum ama buraya kadar yayılmış, daha doğrusu, bu binanın ima ettiği kadar güçlü olduklarından haberim yoktu.

Mormonlar çok yeni bir din.  Hem Hıristiyan hem de dinde yenilik getirdiklerine inanıyorlar.  Mormon dini Mormon kitabının 1805’te Vermont’ta doğan (Haha, bizim bu gezide hedef eyaletimiz… acaba hacı mı olacağız?) Joseph Smith Jr.’un yayınladığı kitapla ortaya çıkıyor.

1820’de, NEREDEYSE BÜTÜN PEYGAMBERLİK İDDİASINDAKİLER GİBİ, ama dağa değil de ormana atıyor kendini Joseph Smith, düşünmeye ve derinlemesine din işini anlamaya.  Ormanda İsa geliyor ve kendisine hiçbir fraksiyona girmemesini öğütlüyor. (Ah, keşke Karl amcanın ruhu da gelip solculara böyle bir öğütte bulunsa).  3 yıl sonra bir melek kendisini ziyaret ederek 4. Yüzyılda yazılmış bir kitabı tercüme etme görevinin kendisine verildiğini müjdeliyor.  Kitap New York eyaletinde Palmyra adlı bir yerde gömülüymüş. (4. yüzyılda Amerika daha Hıristiyanlarca bile ‘keşfedilmemiş’ idi ama, mesele o değil, orada görülecek bir şey yok, sakın perdenin arkasındakine bakmayın… hikaye güzel hikaye, anlatayım, anlatayım, güzel oluyor) 1827’de tercümeye başlıyor bizim Smith ve 1830’da kitap bitince tat-tara-taaaa dünyadaki 4.000+ din yetmediği için bir tane daha doğuyor.  İşte Mormonlar bunlar.Ama güzel tarafı, tapınağın girişinde ‘Herkes buraya hoş geldi’ diye yazıyor… Yani ‘Gel, gel, gene de gel’cilerdenler.

Geri dönerken, Elko’daki oteldeki kahvaltımız sayılmazsa, ilk kez dışarıdan, McDonalds’dan yemek aldık ve getirip otelde yedik. 

Methini pek duyduğumuz ‘Ay’ın Kraterleri’ Milli Parkına gitmeye karar verdik.  Yol uzundu ama değdi.  Sanki bambaşka bir gezegende dolaşmış gibi olduk.

Milli Parklar İdaresinin bir sitesinde dedikleri gibi, ‘Şiddet içeren bir geçmiş, şimdilik sakinlik, ve kestirilemez bir gelecek’ parkın durumunu anlatıyor.  Tamam, geçmişi anladık da, şu kestirilemezlik tam da o lav topraklarında katır kutur yürürken ürkütüyor.  Gerçekten de toprak hani esikden kömür yakardık sobalarda ve külleri atılırdı ama bazı yarı yanmış kömürler olurdu, dokununca ufalanan ama şeklini muhafaza eden, işte öyle.

Kocaman bir milli park.  Yılan Nehri (Snake River) etrafına kurulu 53.000 acre (214 km^2)lik bir alandaki oluşumların eski lava akışlarının soğuyarak bölgeyi dondurduğu yerin koruma altına alınmasıyla park haline getirmişler. Parkın tüm alanı 1.100 mil kare (2848 km^2) ve Düzce ilinin toplam yüz ölçüsünden büyük bir alan.  Dendiğine göre uzaydan bu bölgedeki eski lav akıntılarının oluşturduğu yapıtlar görülebiliyormuş.  Hayatta görülmesi gereken bir yer.  Dünyanın canlı olduğu, aktif olduğu, neler yapabildiği, neler yapabileceği tamamen gözler önünde.  Daha da güzeli zaman olayının nasıl herşeyi yerine oturtup, düzleyip, yeni dönemlerin başlaması ve devamına yol açtığının buralar (Hem Yellowstone hem Ay’ın Kraterleri) kadar güzel örneği başka yerde olamaz.  Volkanlar, patlamalar, çatlamalar, kızgın lav akışları, yepyeni madenlerin fışkırması, karışma, buharlaşma, soğuma, ve bitkilerin yavaş yavaş kaplaması, parçalanma, bölünme, toz olma… Ve her şeyin yeniden başlaması.  Ne olursa olsun, her an volkanik eylemlerin başlaması ihtimali insanı biraz da olsa huzursuz ediyor.

 

Siyah lava toprağının üzerinde bitkiler küçük koloniler kurarak yayılıyorlar. Beyaz, likenimsi (? Bunları aile biyoloğumuza sormalıyız) gruplar halinde küçük öbeklerle etrafa yayılıyorlar.  İlk oluşumda bazalt kayalarda bitkilerin gelişmesi olanaksız.  Ama zamanla kayalarda çatlaklar açılınca oraya dolan sular ve giderek ufalanan kayaların oluşturduğu toprak ortaya çıkmaya başlayınca bitkiler de yavaş yavaş kendilerine yer buluyorlar.  Çatlakların derinliği ve ufalanan toprakların niteliği hangi bitkilerin yetişeceğini etkiliyor. Tabii ki diğer iklim şartları da etkili oluyor.  Sıcaklık-soğukluk, rüzgâr, yağmur yaşam için etkenler.  Eğer biz oradayken çıkan rüzgârlar olursa herhangi bir bitkinin hatta bakteri virüs vb’nin biletutunmasına ihtimal yok sanırım.  Bizi uçuracaktı kuzey-batı rüzgarı.   Ancak dikkati çeken her ne kadar çam ağaçları ağaç olarak hakimse de, etraftaki çölü kaplayan çalı cinsi bitkilerin de boş alanları doldurmada çabaları.  Özellikle sagebrush (‘Çalı’, ve ‘Pelin’ diye çevirilerini buldum) ve çeşitli çimen cinsleri her tarafta varlar.

Arco, dünyada nükleer enerji ile aydınlanan ilk şehir.

Arco, yanındaki ‘barışçıl’ nükleer araştırma yapan laboratuvar yardımıyla dünyada ilk nükleer enerjiyle aydınlanan şehir.  Hani dedikleri gibi güvenlikli ve zararsızsa bu heriflerin yaptığı nükleer araştırmalar, neden çölün ortasına, kuş uçmaz, kervan geçmez kimsenin olmadığı yerlere yapıyorlar bu laboratuarları?  Yolda yanından geçtik ama ‘Nükleer Müzesi’ kapalıydı.  Hemen yanında da ‘Nükleer temizlik sahası’ bulunuyordu!