From Boıse to Idaho Falls

Day 4: From Boise to Idaho Falls
Stayed at the Econolodge. The bathroom had not been cleaned properly but it was late when we checked in. Next morning we asked for the bathroom to be cleaned and the lady appeared at our door just when we were leaving. We asked her to clean the bathroom, please. When we returned, the bathroom was exactly the same with only new towels. But our beds were done. Garbage had not been picked up, everything exactly as it was before. Well, at least the people before us had left 8 cans of beer in the refrigerator and some sodas. We took posession of them.
Decided to move to another hotel but due to Labor Day we were even lucky to find this hotel. So we made reservations at St. Anthony about 30 minutes closer to Yellowstone Park.
Japanese Concentration Camps in Idaho
In the Twin Falls Visitor Center what called my attention was the picture of Japanese children being sworn to be loyal to the US.
The Japanese families were kept in a Southern Idaho concentration camp for the duration of the war.

Shoshone Falls
We visited the Shoshone Falls on the way to Idaho Falls. Spectacular view of the water falls.
We spent couple of hours there taking pictures and trying to find a cooler place from under the scorching sun. We found a place under a tree and, exhausted, just relaxed.
I used my ND filters for the first time in this trip. Even my (I believe) 6 level ND filter was not enough to capture the silky effect of falling water, so I used my hand to hold more filters.. and screwed up to photograph my hand! Too crowded, too hot, too much. I am glad I captured the rainbow, then nearly fainted under a tree.

Shoshone Natives
Shoshone name is all over the region here. Looking it up I was very surprised that the Shoshone First Nation people lived in what is now California, Utah, Nevada, Idaho and even all the way into Texas. They had a common language. Shoshone were also called the Snake.
Shoshone Yerlileri
Shoshone (Şoşone) Yerlileri büyük bir bölgede yaşayan yerlilerdi. Ortak dilleri olan Şoşoneler bugün Kaliforniya, Utah, Idaho, Nevada ve hatta Kuzey Texas’a kadar olan çok büyük bir coğrafyada yerleşmişlerdi. Daha İspanyollar gelmeden önce atları evcilleştirdiklerine, yani 1680’lerda bile ata bindikleri sanılıyor. Ata binmekte uzmanlaşan güney doğu Şoşonelerinin Komançi ailesi Kuzey Teksas’a yerleşmişti.
Her bir aile muhtar olarak yaşıyor ama bazen avlanma gibi durumlarda birleşerek ortak davranıyorlardı.
Resimde 1899’da bir Şoşone yerlisi: HiBe-Ti-Ze.

From Boıse to Idaho Falls, IDAHO

Gün 4: Boise’den Idaho Falls’a gidiş.
4 Eylül, 2020
Sabah kahvaltıyı odada yaptık, hâlâ Gülden’in evde pişirdiklerini yiyoruz. Hem dışarda yemeğe daha tam alışmadık, hem de bu kadar yiyecek varken yanımızda… Gülden poğaçalar, peynirli sigara börekleri, cole slaw, makarna salatası, patates salatası her şeyi iki buzluğa doldurmuş. En ağır yükümüz buzluk. Bir dükkandan bir de büyük buz alıyoruz ve buzluğa boca ediyoruz, ağırlığı iki kat oluyor.
Otel’in parkında bir de lokanta var ama… vazgeçtik.
Bir gün önce Boise’de, bu kurak bölgede, Boise nehrinin yanına yaptıkları Green Belt (Yeşil Kuşak) parkında yürüyüş yaptık. Hiç beklenmedik bir manzara. Şehrin göbeği ama ne trafik, ne trafik sesi, uzun ve hızlı akan bir nehir, balık tutanlar, botlarla tatil haftasonuna erken başlayanlar. Büyük, sağlıklı ve çok güzel ağaçlar. Bir köprüden suya atlayan gençler ve içlerinde korkanlara cesaret veren aşağıdaki kayıktakiler. Uzun müddet seyrettik, parklarda oturup uzun araba kullandığımız yolun yorgunluğunu geçirdik.
Idaho Fall’s da Econolodge otelinde rezervasyonumuz vardı. Ama odaya girince odanın, hele de banyonun pek de temizlenmemiş olduğunu gördük. Geç geldiğimiz için idare edip ertesi sabah temizlik rica ettik. Temizlikçi bayan biz çıkarken kapımıza geldi ve detaylarıyla izah ettik banyonun nasıl kirli olduğunu. Neler yapmasını istediğimizi de güle oynaşa anlattık, teminat verdi ‘siz odaya gelinceye kadar pırıl pırıl ederim’ diye. Geldiğimizde banyoya iki havlu atılmıştı, başka herşey olduğu gibi duruyor, pislikler aynı yerlerindeydi. En yakın zamanda ayrılmaya karar verdik. Ancak otel bulmak Emekçi Günü (Labor Day) dolayısıyla çok zor. En azından temizlik yapılmadığından bizden önceki müşteriler buzdolabında 8 bira, iki soda, bir sürü de yemek bırakmışlardı. Yemekleri döktük ama tenekede olduğundan bira ve sodalara elkoyduk, bizim buzluğa girdiler.
Bu ne ya? Bu ne?
Utanmasam pul ve gitar kolleksiyonlarımı da getirecektim. (Daha olmayan kolleksiyonlarım)
Nedense evde olan her şeyimi yanımda istiyorum. Ya ihtiyaç olursa da, bulamazsam diye.
Evet, evet, HEEEEEERR gün bunlar otele iniyor, taşınıyor… ve hooop, gene arabaya. İnsanda utanma olur ya. Günlük egzersizim tamamlanıyor bu taşınmalarla ama gün bitmiyor ki. Birkaç güne Schwarzenegger olurum artık. Eşyaların üzerini örtüyoruz ki, kimseyi davet etmesin durduğumuz yerlerde.

Twin Falls, Idaho
Bize, ‘Aman, yanınıza yiyecek ve su alın, hiç bir yerde yemek bulamaz aç kalırsınız’ dedilerdi. Tabii ki araba yiyecek dolu. Twin Falls’a bir girdik ki, restorandan başka bir şey yok.. millerce lokanta ve hepsi açık.
Yolda, daha Twin Falls’a varmadan, Yılan Nehri (Snake River)’ni yukarıdan görme olanağımız oldu. Nefes kesici bir manzara.

Twin Falls Tanıtım Merkezi’nde dikkatimi çeken 2. Dünya savaşı sırasında Amerikalı Japonlar’ın casus muamelesi görüp, kamplara toplanarak çocuklarını beyin yıkamadan geçirip, Amerika’ya sadakat yeminleriyle eğitilmelerinin resimi oldu. Aklıma Kürt, Ermeni, vs. çocukların okullarda ZORLA ‘Türküm, doğruyum…’ saçmalığını kafalarına kaka kaka sokma süreci geldi.
1942’de 9.000’den fazla Japon Idaho’daki toplama kamplarına getirilmişti. Kampın adı Hunt Kamp (Av Kampı) ya da Minidoka Kampı. Burada 1945’e kadar kalacaktı bu masum insanlar, ve sanki Amerikalılıklarını ispat etmeye, Amerikalılığa sadakat göstermelerini ispat edeceklerdi. Bu çalışkan insanlar Idaho’da çiftçiliğin gelişmesine ve yeni metotlar uygulayarak verimliliğin artmasına neden oldular. Ötekiler orduya katılarak, vatanlarına sadakatlarını ispatlamaya çabaladılar. Bu deneyimden sonra pek çoğu Amerika’da toplumsal haklar konusunda çalıştılar.
Gene aklımıza benzer baskılardan geçen, toplumsal hakların önderleri olarak ilerici ve Kürt eylemcileri geliyor.
Shoshone Falls Şelaleler
Yolda Shoshone şelalelerde durduk.
Yukarıdan seyretmek müthişti. Ama o kadar sıcaktı ki hava 20 dakikadan fazla güneş altında duramıyorduk. Bir ağaç altında çimenlikte yer bulduk ve belki iki saate kadar dinlendik. Kalabalıkta fotoğraf çekmekte bayağı zorlandık. Hele filitre kullanarak süt gibi şelale çekmek için bayağı zorlandım. Sıcak her şeyi engelleyecek derecede. Nefes almak bile zor. Kaplıca musluğu gibi terliyorum. Şelaleleri gördükten sonra arabaya gidip sacayağı, ND filitreler ve deklanşör tetiğini alıp geri geldim. Cehennem. Kimsenin gitmediği, uzakta bir yer buldum, hazırlıklarım tamam, kimse yok, tek başımayım. Kalabalık esas gözlem noktasında, iğne atsan yere düşmez. Ben yalnızım, oh! Ama birileri beni gördü.. yavaş yavaş gruplar, aileler, sevgililer, fotoğrafçılar, meraklılar, turistler, gezi grupları, okul aile birlikleri, kilise koroları, etrafımdaydılar. İşi gücü olmasa da, millet, ‘bak huysuz herif orada, gel gidip onu kıl edelim’ diyerek geliyorlar, bağıra çağıra arabalardan çocuklarını da çağırıyorlar. Neredeyse polis gelip benim etrafımda trafik idaresi kuracak. Vazgeçtim, ben de kalabalık platformuna gidip her şeyi yeni baştan kurdum. Tam çekime başladım ki, bir aile geldi yanıbaşıma, tabii ki maske yok… ama, 14-15 yaşında bir çocukları var, böğürür gibi öksürüyor, boğulur gibi öksürüyor. Hayır, hayır öksürmüyor, gök gürültüsü ve orman rüzgarları gibi tayfun üflüyor, ve arkasını dönüp hapşırıyor, arka arkaya, 5 kere! Maskeyle fotoğraf çekmek kadar zor bir şey bilmiyorum cehennem sıcağında. Gözlüklerim zaten güneşten kararıyor, bir bok göremiyorum. Ekran güneşte parlıyor, bir bok göremiyorum. Maske gözlüğü buğuluyor bir bok göremiyorum. Terler duş gibi sırtıma akıyor. Başım dönüyor. Gözlerim kararıyor. Minibüsüne doldurduğu 6 adet evladını kavraklayan benimle dirsek tokuşturuyor. Bir de bu böğüren dana hepimizi öteye gönderecek. Topladım gittim ağaç altında bayılmak üzere olan Gülden’in yanına oturup insanlığa biraz küfür ettim, rahatladım. İşte size asosyal sosyalist. Bu saatler bir fotoğrafçı için uyku saatleri olmalı. Altın saatlerde çekim yapıp ( güneş doğuşu, güneş batışı) bunların arasında da uyku uyumalı bir fotoğrafçı. Ben de yemin billah etmiştim ki, her sabah Altın Saatleri yakalamaya kalkacak ve geri kalan zamanda da sessiz sakin geziden zevk alacaktım. Şimdiye kadar 10:30’dan önce çıkamadık otellerden. Her neyse.
Kayıt Kayası
1800’lerde altın ya da yeni yerler için batıya (altına) hücum, binlerce kişinin batıya göç etmesine neden oluyordu. Aylar süren bu yolculuklarda birbirini kaybeden aileler ya da bu uzun yolculuğa imzasını atmak isteyenler Idaho sınırlarındaki KAYIT KAYASI denen yerlere gelir, imzalarını taşa atarlardı. Bunlar bu gün koruma altında. Yolculuk yalnızca (başta) atlarla, sonra da atların çektiği arabalarla olabiliyordu. Enteresan bir kayıt 7 yaşındaki bir çocuğun bir kayaya çizdiği Kızılderili şefi resmi.
Register Rock
Those who travelled in the 1800’s ‘registered’ their names on a rock by signing their names. Those records are being preserved on the Register Rock in Idaho on top of a hill.
